|
Bodrum'un 220 km. Kuzeyinde, Selçuk kasabası
yakınlarında bulunan Efes, Türkiye'nin güneybatısında -haklı
olarak- en çok tanınan tarihi yerdir. Kazısı dikkatle yapılmış
birçok dönüm harabe, eski çağların ihtişamının benzersiz şekilde
yeniden yaratımıdır. Bu bir zamanların refah içindeki metropolünde
250,000 kişi kadar yaşarmış. Bu harabeleri gezmek en az bir
gün alır.
Denizkenarındaki mükemmel yerleşim noktasıyla
ve birçok hükümdarın finansal katkılarıyla, Efes, birçok medeniyetler
süresince, Asya yakasındaki en önemli kent olmuştur.
Yunanlılar
Efes'i M.Ö. 11. Yüzyılda kurdular. Şehir en kısa sürede ticaret,
kültür ve güç merkezi haline geldi, öyle ki, yeterince gelişimci
fikirlerin yuvası olması nedeniyle, bazı tarihçilere göre,
Batı Medeniyetinin beşiği oldu. M.Ö. 6. Yüzyılda, gücün merkezi
Atina'ya kaydı, ancak Efes yine de büyümeyi sürdürdü. M.Ö.
4. Yüzyılda Büyük İskender de dahil olmak üzere, çeşitli imparatorlukların
hükümdarları, şehri fethederek, zenginliğine zenginlik kattılar.
İskender'in ardından gelen hükümdar Lisimakus,
Kayster (Menderes) nehrinden gelen alüvyonların limanda yarattığı
tehlikeyi farkederek, şehri kıyıdan içeriye taşıttı.
omalılar
M.Ö. 2. Yüzyılda Efes'i ele geçirdi ve kendileri için burayı
Asya Başkenti yaptılar. Avgustus'un krallığı sırasında (M.Ö.34-31),
Efes'in, Batı Anadolu'nun ticaret ve bankacılık merkezi olarak
200 yıl sürecek bir parlaklık dönemi başladı. Roma İmparatorluğu'nun
çöküşü, limana hiçbir zaman olmadığı kadar çok alüvyonun doluşmasıyla
aynı zamana rastlar. Nero da, Hadrian da, mehrin yatağını
değiştererek, alüvyondan korunma yollarını aradılar.
Ancak,
kaçınılmaz olan gerçekleşecekti. Günümüzde deniz, eski Efes
limanından 5 kilometre geriye çekilmiş durumdadır. Nüfus
yoğunluğu
ise, antik yapıların yerini günün konutlarının aldığı şimdiki
Selçuk'un bulunduğu yere kaymış bulunmaktadır.
İngiliz mühendis J.T. Wood'a göre, dünyanın
yedi harikasından biri olan Artemis Tapınağı, zelzele ve doğa
koşulları nedeniyle, toprak altında kalmış olmalıydı. Wood'un,
tapınağı 1895'te araştırmaya başlamasına kadar, Efes toprak
altında saklı kaldı. Wood'un araştırması başarılı oldu ve
1895'te Avusturya ekibi kazıya başladı. Kazı halen sürmektedir.
Mekandaki bir rehberin ziyaretçilere anlattığı gibi, eğer
bu çalışmalar bugünkü hızıyla sürerse, bütün Efes kentini
ortaya çıkarmak için 200 yıl daha gerekecektir.
Efes'i
görmeğe gidenler, önce Selçuk'taki müzeyi görmekle işe başlamalıdır.
Bu müzede, İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra bulunan ve yerinden
çıkarılabilen buluntular sergilenmektedir (İzmir ve Viyana
müzeleri de bu buluntulardan bazılarına sahiptir). Bunların
arasında, çok göğüslü (tam olarak 37 adet) Tanrıça Artemis
Efesya'ya ait iki heykel ve yunusun üzerine binmiş olan Eros'a
ait güzel bronz bir heykel de görülmektedir.
Henüz Efes'te, Artemis Tapınağı'nın harikuladeliğini
gösterebilecek bir tek sütun ve temelden başka kalıntı bulunamamıştır.
Bununla beraber, Efes kentinin geri kalanına henüz el sürülmüş
değildir. Ziyaretçiler, hangisinden daha çok etkilendiklerini
söyleyebilmekte zorluk çekmektedirler. Acaba 25,000 oturma
yeri bulunan tiyatro mu, Kolsüs Kütüphanesi'nin ince işçilikli
fasetası mı, yoksa Hedriyan Mabedi'nin yeniden inşası mı daha
etkileyicidir? Bir çok ziyaretçiye ise, düzgün mermer sokaklar
ve iki tekerlekli savaş arabalarının bu sokaklardaki izlere
daha ilginç gelmektedir.
Efes'in
tam güneyindeki bir başka ilgi odağı da, Meryem Ana'nın evidir.
Efsaneye göre, İsa, Havarilerinden John'a annesini emanet
eder. O da Meryem Ana'yı M.S. 37'de Efes'e getirir. Cathrine
Emmerich, Meryem hakkındaki görüşlerini 1891'de yayımlayana
kadar, sözkonusu evin yeri bir sırdı. Bu Alman hanım Türkiye'ye
hiç ayak basmadığı halde, Meryem'in evini, Efes'in yakınlarındaki
bir tepenin üzerindeki kesin bir noktada olduğu şeklinde tarif
ettiğini söylerler. Bir araştırma grubu, tarif edilen yerde,
yine bu tarife tamıtamına uyan bir evin kalıntılarını buldu;
1892'de de Vakimah .unahıh .in rihbey sişanek şeni (hac yeri)
olduğunu resmen açıkladı. O günden sonra bir çok inananlar
ve turistler, 1951 yılında bu evin yerine kurulan mütevazi
bir kiliseyi ziyaret etmektedirler.
|