|
Bodrum'dan
kuzeye doğru otomobil ile en fazla iki saatlik bir mesafede
olan bu üç İyon şehri, bir gün içinde gezilebilecek kadar
birbirine yakındırlar. Priene, Menderes Nehri'nin üzerindeki
bir yamaca kuruludur ve olağanüstü bir manzaraya sahiptir.
Milet'teki tiyatro, insanı bugün bile etkileyen bir görünüm
taşımaktadır. Didim'deki Apollo Tapınağı ise nefes kesicidir.
riene'nin
M.Ö. 300 yıllarında yaklaşık 3,000 sakini olduğu tahmin edilmektedir.
Buna rağmen, bu kend İyonya için, kongre ve festival sitesi
olarak önemliydi. Menderes nehri, aşağıdaki ovada kıvrılıyor,
limanı kapatabilecek kadar alüvyon yığıyordu. Romalılar bu
kendi fethettiklerinde, sonucunu düşünerek, buraya bina yapmaktan
kaçındılar; bu nedenle buradaki kalıntılar çoğunlukla Helenistik
tarzdadır (eski Yunan).
Priene sokakları, bugünün modern caddelerine
işaret eder bir dizaynla, ızgara tarzında yapılmıştı. Priene
harabeleri, Türkiye'nin batı kıyısındaki en ilgi çekici kalıntılardır.
Diğer yerlerden iyi bulunan dev Roma yapıları
buralarda görülmez. Priene binaları küçük ve sıcak görünümlüdür;
bu duygu tüm görünümü kaplar.
Buradaki harabeler arasında, ortaçağlarda bir
yer sarsıntısı ile yıkılmış, bir zamanların enfes görünümlü
Atea Tapınağı da bulunmaktadır. Tarihte, görünümü yalnızca
kitapta plan olarak çizilmiş olan bu tapınağın günümüze ancak
temeli ve beş adet restore edilmiş sütünü kalmıştır. Atena
Tapınağı, aslında mimarı Piteos tarafından bir dizayn kitabı
için çizilmiş bir modeldi. Bu kitap, Romalılar devrinde hala
bir klasik olarak kabul ediliyordu. Tapınağın çevresinde bulunan
diğer alımlı binalar arasında bir meclis binası, her meclis
toplantısından önce yapılacak kurbanlar için bir sunak, yer
tanrısı Demeter'in ve kızı Kor'un, yeraltı tanrısı için kurbanlar
verilen bir de mabedi vardır.
Bir
zamanlar İyonyalılar'ın en büyük şehri olan Milet'in limanı
da alüvyonlar yüzünden yok oldu. Bu site şimdi denizden yaklaşık
sekiz kilometre içeridedir ve her yıl altı metre daha içeride
kalmaktadır. Bu büyük liman eski Yunan İmparatorluğu'nun önemli
bir ticaret merkeziydi ve Romalılar devrinde de üstünlüğünü
korumuştu. Milet'de yetişen ünlü köşölerden biri, "kendini
tanı" sözü Delfi'deki tapınağa nakşedilen, akıllı yaşlı adam
Tales'ti. Diğerleriyse, uzayda bulunması gereken bir madde
olan havadaki eteri keşfeden Anaksimenes ve dünya üzerindeki
ilk haritayı yapan Anaksimender'di. Bugün Milet'te en dikkate
değer çizgi Greko-Romen tiyatrodur. Esasen Yunanlılar (Grekler)
tarafından inşa edilen bu tiyatroda 5,300 oturma yeri vardı
ve Romalılar tarafından bu sayı üç misline çıkarıldı. Onarım
görmesi nedeniyle, günümüze neredeyse olduğu gibi ulaşmıştır.
Ziyaretçilerin bir çoğu Milet'e gittiklerinde,
yalnızca bu tiyatroyu gezmektedirler; diğerleriyle buradaki
tüm diğer kalıntıları incelemeye değer buldular. Tiyatrodan
yukarı doğru çıkıldığında, bir zamanlar eniz olan bu verimli
ovanın harika güzelliğiyle karşılaşılır. Buradan bakıldığında,
ileride birbirinden yaklaşık 150 metre uzaklığında iki adet
beyaz taş görülür. Bunlar, bir zamanlar, limana doğru uzanan
girişi koruyan iki aslanmış.
Şehrin harabeleri arasında ayrıca, bir yanı
deniz yaşamına ait oymalarla süslü, diğer yanındaysa, yarı
adam yarı balık olan bir mabudun oymasıyla oluşmuş bir liman
abidesi bulunmaktadır. Ayrıca ve oldukça iyi korunmuş bulunan,
Marcus Aurelius'un karısı tarafından yaptırılmış olan, kazısı
bitmiş ve oldukça iyi korunmuş halde bulunan Faustina Hamamları'nda
başsız, ancak çok alımlı bir heykel de boylu boyunca yatar
vaziyette durmaktadır.
ntik
Didim bir şehir değildi; daha çok Tanrı Apollo'nun eviydi.
Oradaki kahine danışmak üzere, yalnızca din adamlarının içeri
girmelerine izin verilirdi. Bu mekan M.Ö. 10. Yüzyıl gerilere
kadar, kutsal bir tapınak olarak hizmet etti.
Delfi kökenli rahibeler burada üç gün oruç tutarlar,
sonra da kutsal ilhamların geldiği basamak sayılan evreye
kadar, içlerine sülfürlü köpükler çekerlerdi. En sonunda bilinçsizce
dolaşmaya başlamaları, rahipler tarafından kehanet olarak
yorumlanırdı.
Bu
yörede rahipler tarafından çıkartılan kehanetler birçok yüzyıl
sürdü. M.Ö. 300 yılında, Apollo Tapınağı'nda inşaat başladı
ve sonraki 500 yıl boyunca sürdü. Tapınağın 120 sütununun
103'ü yeniden dikilmiştir. Bazılarının üzerinde hiç bir süsleme
yoktu; bu da tapınağın asla tamamlanmamış olduğunun bir kanıtıdır.
Didim ve diğer kahinler en sonunda putpereslik kehanetleri
dolayısıyla Hıristiyanlığın gazabına uğradılar. Didim'e yapılan
en son tecavüz, Apollo Tapınağı'nın en kutsal bölümüne inşa
edilen bir Hıristiyan kilisesiydi.
Günümüzde bu tapınak, büyüklüğü ile, ayrıca
da Fransız ve Alman gruplarının özenli bir şekilde burayı
yeniden inşa etmeleri nedeniyle, ziyaretçilerin ilgisini çekmektedir.
Dinsel yürüyüşler için kullanılan ve tapınağa giden kutsal
yolun kenarlarında bir zamanlar heykeller sıralıymış, fakat
Sir Charles Newton bunları 1858'de British Museum'a (Britanya
Müzesi) gönderilmiştir. Tapınakta Medusa'nın ince bir sanat
işçiliğiyle yapılmış büstü bulunmaktadır. Yakınlarındaki Grek
ve Roma evlerinin kalıntıları ile bir stadyumun da kazıları
bitmiştir.
|